ÖZLEM DOLU ODALAR- SERGİ KONSEPTİ

Sergiye ev sahipliği yapan dairenin zeminine, devasa bir İstanbul şehir planı yerleştirilmiştir. Haliç’in, Boğaz’ın ve Marmara Denizi’nin bulunduğu kısım yerden 8 cm yüksektedir; denizi simgeleyen binlerce camdan bilye, kanal boyunca pırıl pırıl akar. Kanal hem suyu temsil eder, hem de çocukluğumuzda sıkça oynadığımız misket oyunlarını hatırlatır. Dilerseniz, bilyelerin üzerinde yürüyebilirsiniz. Dairedeki her odanın bir konusu, bir hikâyesi vardır. Büyük bölümü ilaçlama pompasıyla rengarenk boyanmış olan duvarlarda, geçtiğimiz 20 yıl içinde İstanbul’da ve Kayseri’de yaptığım tabloları görebilirsiniz. Bu tablolar, renklerine, motiflerine ve yerdeki şehir haritasının semtlerine göre duvarlar arasında paylaştırılmıştır.

Oda 1

KAOS ISTANBUL

Kapıyı açtığınız anda, işitsel ve görsel enstalasyonlarla oluşturulmuş bir kargaşanın ve karmaşanın içinde bulursunuz kendinizi. Korna gürültüleri, bağırıp çağıran insan sesleri ve daha pek çok obje bir araya gelerek uçsuz bucaksız, kaotik bir İstanbul çıkarır karşınıza. Yarım yamalak monte edilmiş su boruları, yarım kalmış tuğla duvar, çiviler yardımıyla eğreti bir şekilde birbirine tutturulmuş tahta parçaları . . . ve kötü kokular bekler sizi burada.

Oda 2

İstanbul’un ortasındaki Avrupa

Kapıyı açtığınız anda, işitsel ve görsel enstalasyonlarla oluşturulmuş bir kargaşanın ve karmaşanın içinde bulursunuz kendinizi. Korna gürültüleri, bağırıp çağıran insan sesleri ve daha pek çok obje bir araya gelerek uçsuz bucaksız, kaotik bir İstanbul çıkarır karşınıza. Yarım yamalak monte edilmiş su boruları, yarım kalmış tuğla duvar, çiviler yardımıyla eğreti bir şekilde birbirine tutturulmuş tahta parçaları . . . ve kötü kokular bekler sizi burada.

Oda 3

KAYSERI

10 yaşına kadar Kayseri’de geçirdiğim çocukluk günlerimin, çocukluk duygularımın odasıdır burası. Tarlalarda koşuşturduğumuz, oyunlar oynadığımız, çocukluğumu, o özgürlük duygusunu hissettiren oda. Burada sergilenen tüm resimler, nesneler o günleri anımsatır: Dallarından sarkan meyveleriyle kayısı ağaçlarını, dalların kırmızımsı uçlarını, erguvanların kokusunu; mezarlıktaki süsen çiçeklerinin eflatun rengini, annem ve kardeşlerimle yaptığımız hamam ziyaretlerini, uçmayı öğrenen serçeleri, taze leblebileri…
Duvarlardan birinde, çocukluğumun geçtiği evin balkon manzarası resmedilmiştir: Tüm heybetiyle Erciyes Dağı ve dağın önündeki, 70’li yıllarda yapılmış olan çirkin apartmanlar. Siyah beyaz fotoğraf kolajından oluşturulan dev bir resim kaplar duvarı. Evlerin pencerelerinde çocukluk dönemimin oyunlarını simgeleyen tahta kutular yer alır: Aşık oyunu, met, bakır kablolardan yapılmış oyuncaklar, fırıldak, topaç, sapan, gazoz kapağı, artist kartları, sigara kutuları vb. Bu odada, büyürken Kayseri’de geçirdiğim yıllara ait bazı fotoğraflar da asılıdır.

Oda 4

MÜNIH

Üç numaralı odanın karşı çaprazındaki oda Almanya’yı temsil eder; Almanya’ya gittiğimde ilk kaldığım odayı. 200 Türk işçinin derme çatma barakalarda yaşayıp çalıştığı bir toplu konut inşaat sahasının ortasında yer alan, içinde yalnızca bir ranza ve metal bir dolap bulunan, derme çatma bir gecekondudur burası. Özlem dolu bu 200 Türk inşaat işçisinin arasında da tek bir çocuk vardır: ben! Uzunca bir koridora bakan 20-25 odadan oluşan bu işçi barakaları, gurbette yaşayan erkeklerin pek çok özlemine de ev sahipliği yapar: Arabesk müzik sesleri, duvarları süsleyen aile fotoğrafları, onlara memleketlerini anımsatan resimler. Dilerseniz 70’lerden kalma iki nostaljik televizyondan “Daktari” ve “Bonanza”yı izleyebilirsiniz.

Oda 5

Arada Kalmak

Acı dolu bakışların ve huzursuzluğun odası. Kararsızlığın, ne yapacağını bilememenin ve arada kalmışlığın mekânı. Kimlik arayışı; iki kültür arasında kaybolmuşluğun getirdiği zorluk ve sıkıntılar. Nereye, kime ait olduğunu bilememek. Kayseri’de beni çevreleyen hoşgörüsüzlük ve dar görüşlülük ortamı; dünyanın geri kalanına dair fikirleri ve onu tanımaya yönelik herhangi bir gayretleri olmamasına rağmen, yaşama dair nasihatler vermekten geri durmayan insanlar.
Kayseri’deki Ermeni mahallesinin nasıl tahrip edildiğini, yıllar önce bizzat tanık olduğum ve hafızama kazınan şu olayla resmetmek istedim: Ermeni evlerinin yıkıntıları üzerinde ayakta duran çocuklar… Çocuklardan birinin üstünde Türk bayrağı desenli bir tişört, geriye kalan evlerin ön yüzünde ise “Enkazı Satılıktır” yazısı. Böylesi muhteşem bir kültürü harap eden hoşgörüsüzlüğe dokunmadan geçmek olmazdı.

Oda 6

Geçmişle barışmak

Çocukluğum ve gençliğim boyunca, hep köyümüzdeki evlerden kalma taşlardan bir ev yapma hayalim vardı. Babam Almanya’dan getirdiği beyaz Ford arabasını Erciyes’in eteğindeki bir bağ ile takas edince, orada annem ve babam için bir ev yaparak bu hayalimi gerçekleştirmiş oldum. İnşaat boyunca, inşaat sahasında kalıp sıcak topraklarda yalınayak yürüdüm ve her gün uzun saatler boyunca resim yaptım. Bu süre içinde, sanata olan tutkumu keşfederken Kayseri ile de barışmış oldum.

Oda 7

ÖZLEMin ODASI

Bu oda, herkesin kendini keşfetmesine olanak tanıyor. Burada, sergi ziyaretçelerinin kullanımı için, üzerinde boyaların ve fırçaların hazır olduğu kocaman bir masa yer alıyor olacak. Arzu eden ziyaretçiler duvarları boyayabilecek ve kapıyı kapatıp içlerindeki çocuğu keşfetmek ve ona kulak vermek üzere yalnız kalabilecekler.

Oda 8

Aydınlık

İşte özlemlerin mekânı İstanbul; günbegün özlemlerin vücuda geldiği şehir. Sıla hasretinin, insanın sevdiklerine ve çocuklarına duyduğu özlemin tekrar tekrar konu edildiği Yeşilçam filmleri bir projeksiyon cihazı yardımıyla bu odada oynatılacak

Oda 9

İSTANBUL’u keşfetmek

İstanbul gibi güzel bir şehre, içimizdeki çocuğun gözünden bakabilmek için tasarladık bu odayı. Haliç’i temsil eden binlerce misketin, bu büyüleyici şehri çocuksu bir ruhla içimize sindirmemize aracılık etmesini istiyoruz. Antrenin karşı kapısının üzerinde yer alan neon ışıklı “İstanbul beni mutlu ediyor” tabelası, duvarları edebiyatçıların, mimarların, sanatçıların İstanbul hakkındaki söz ve yorumlarına ev sahipliği yapan bir odaya girdiğinizi gösteriyor.

Oda 10

Köprülerin odası

Köprü kurmanın yaşamlarımız için ne denli önemli olduğunu göstermek istedik bu odada. Burada hayatlarını barışa, köprüler kurmaya, toplulukları ve ülkeleri yeniden bir araya getirmeye adamış kişilerden örnekler bulacaksınız.

Oda 11+12

Kültürel karşılaşmalar

İstanbul bütün ihtişamıyla, birbirini çeken zıt kutupların, farklılıkların, uç noktaların şehridir. On bir numaralı oda, tarihi yarımada ile Türkiye’yi; on iki numaralı oda ise Batı’nın damgasını taşıyan Beyoğlu, Pera ve Şişli semtleri ile Avrupa’yı temsil etmektedir. Bu odanın duvarlarında, özellikle şehrin siluetini öne çıkaran resimler yer almaktadır. Zemine döşeli haritada, tüm önemli binalar işaretlenmiştir. Denizin simgesi olan cam bilyeler, pencere yönünde, dairenin ön tarafına doğru akmaktadır. Hem Boğaz’a hem Marmara’ya akan Haliç, ziyaretçilerin bakışlarını pencereden şehre doğru yönlendirir.

Özlemin son bulduğu yer, Tatar Beyi Sokak, No 26. İşte tam burada 25 sene süren Özlem son buldu. 1996’da aldığım evimdir burası. Burası, kaderi çizen, küçük bir tapınak gibi benim için.
Bu iki odaya yerleştirilmiş rahat koltuklar, sohbet molaları vermek ve hatta önceden sözleşilerek dostlarınızla buluşmak için mükemmel bir fırsat sunmaktadır. Bu odalar, çokkültürlülüğü ve dünya vatandaşlığını yansıtan her türlü etkinliğe açık mekânlar olarak tasarlanmıştır. On bir ve on iki numaralı ordaların arasında, Haliç’in tam üstünde yer alan büyük masa, gerçek karşılaşmaların büyük masası görevini görür. Bu masa, sergi boyunca pek çok etkinliğe, buluşmaya ve karşılaşmaya ev sahipliği yapacaktır.